Kayıtsızlığın Normalleşmesi: Seyirci Kalma Etkisi
- Bahar Sarıkaya
- 28 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Psikolojide "Seyirci Kalma Etkisi" olarak bilinen fenomen, acil durumlarda yardıma ihtiyacı olan bir kişiye çevrede ne kadar insan varsa yardımın o kadar azalması olarak açıklanır. Bunun altındaki sebep sorumluluğun dağılmasıdır. Tek başımızayken bir kazaya veya acil duruma tanık olduğumuzda doğrudan müdahale etme olasılığımız yanımızda başka birileri varken olandan daha yüksektir. Çünkü herkes "Burada başkaları da var, onlar yardım eder." veya "Birisi benden önce harekete geçmiştir." diye düşünür.
İnsanların sosyal varlıklar olması, ne yapmaları gerektiğini bilemediği belirsiz durumlarda sosyal ipuçlarını kullanmalarına sebep olur. Bu ipuçları yanlarında bulunan insanların tepkileri ve ifadeleridir. Acil durum karşısında sessiz kalan veya harekete geçmeyen birilerini gördüğümüzde biz de onlara uyarız. Latene ve Darley tarafından yapılan klasik bir deneyde; deneyden haberdar olan kişiler ve asıl denek test çözerken sınıfa duman verilmiş ve harekete geçen biri olmadığını gören asıl denek, harekete geçmeyip diğerleri gibi test çözmeye devam etmiştir. Diğer insanların sakin kaldığını gören birey, durumun o kadar ciddi olmadığı gibi bir kanıya kapılabilir. Çoğulcu Cehalet denilen bu durumda, herkes içten içe endişelensede dışarıya yansıtmadığı için grup eylemsiz kalır.
İş dünyasında seyirci etkisi daha çok etik ihlaller, mobbing ve hatalara karşı sessiz kalma olarak görülür. Bir projede hata yapıldığında grup ne kadar kalabalıksa birey o kadar sessiz kalır. Çünkü "Biri bunu görür." veya "Karışırsam benim de başım yanar." olarak düşünebilir. Ayrıca hiyerarşi farkı da kişiyi sessizliğe iten bir diğer olgudur. Birey üstüne karşı gelmek istemez ve seyirci kalmaya devam eder.
Toplantı esnasında etik olmayan bir şey konuşulduğunda veya birisine karşı aşağılayıcı bir tutum oluştuğunda kişiler içten içe rahatsız hissetseler de dışarıya bir şey yansıtmayabilir. "Sadece ben mi böyle düşünüyorum?" deyip inisiyatif almaktan, kendilerini öne atmaktan çekinebilirler. Bu durum zaman geçtikçe güvensiz bir ortama ve etik ihlallerin normalleşmesine neden olabilir.
Her ne kadar öne çıkmak zor olsa da seyirci kalma etkisini kırmanın bazı yolları mevcuttur. Bu tarz durumlarda sorumluluğu tek bir kişiye vermek, olumsuz durumda müdahalenin daha erken yapılmasına olanak sağlayabilir. Ayrıca kurumlarda güven ortamının oluşması, hata payı bırakılması ve toplantılarda birine "şeytanın avukatı" rolü verilmesi; farklı fikirlerin ortaya atılması, hataların fark edilmesi ve verimin artması noktasında oldukça yararlı olabilir.
Sonuç olarak bu etkiyi kırmanın yolu "başkası yapar" düşüncesinden sıyrılıp inisiyatif alabilmekten geçer. Kalabalığın sessizliği her zaman doğruyu göstermez. İş dünyasında da herkes kendini her türlü hatadan ve haksızlıktan sorumlu tuttuğu an; yerimizde saymayı bırakıp ileriye doğru adım atmaya başladığımız an olacaktır.

Yorumlar